Tüm Versiyonu Göster : ASK üzerine...
Bengü Cakmak
23-11-04, 19:32
sevmek, sevilmek mutlaka güzek 2 duygu... ama cogunluklada hüzün ve kederi beraberinde getiriyor bu iki kelime. Siz ASK hakkinda ne düsünyüorsunuz?
Hic asik oldunuzmu? Yada birini sevmek icin asik olmak sartmidir ki?
Sizce o hep sözkonusu olan 'ilk görüsde icinde bir kibirdama hissetmek', mecburimidir? Ve hissediliyorsa onun adi askmidir begenimi?
ASK, Sevmek, begenmek ve hoslanmak... onlari birbirinden ayiran ne?
Sizden duyamak istiyorum...
hadi bakalim :sasirdim:
Yorum yaparsam katliam cikar bu topicte :lol:
Galatasarayıma aşığım..
Futbolu seviyorum...
İngiltere ligini beğeniyorum...
Liv Tyler dan hoşlanıyorum :lol:
Bengü Cakmak
23-11-04, 21:58
genco dök icini :) :) bu topic sana acildida diyebiliriz aslinda :) :lol:
Biraz uzun ve felsefe gibi olacak ama baslayayim. Okulda bir hafta durmadan bu konuyu islemistik. Ayrintili olarak yazacagim :)
Ask, yaraticiligin yakitir. Bir kadina, bir adama, bir kavrama, bir nesneye duyulan ask ya da ozlem, yaraticiligi canli tutar. Lisede asik oldugunuz kizlar, cocuklar icin siir yazmaya baslarsiniz..
Yesil gozleri beni benden aldi
Kirmizi yanaklari kalbimi caldi,
Ah o doyulmaz gulucukleri,
Sesi hala kulaklarimda kaldi
gibilerinden. Ask icin yaptiklarinizi o lise siirlerini biraz asmis oldugunu dusunuyorsaniz, Elbette derim. Kalite mutlaka artar ama mantigimiz hic degismiyor. Yasli bir dede oldugunuzda da, sizi kamcilayan ask olacaktir. Ama bir kadininaski veya bir sehrin.. Ya da yasama aski..
"Aska inaniyor muyum?" sorusu basli basina ayri bir konudur. Askin kadinlarin elinde bir yalana, bir silaga donustugunu soylerdim ben. Aski inkar etmek mumkun degil elbette. Ttuku, sevgi, baglilik ve guven bir araya gelince ask da olusur. Ama ornegin, belki bir sehir size ihanet etmez. Dolayisiyla bir sehir icin duydugunuz ask sizi hayal kirikligina ugratmaz ama ask bir insan icin sozk onusu oldugunda, o insanin sizi aldatmasi, sizi kandirmasi, sizi kullanmasi, sizden faydalanmasim caninizi yakmasim duygularinizla oynamasi da soz konusu olur ki, bunlar askin icinde olmamasi gereken gerceklerdir. Yani ask, icine gercekler bulastiginda anlamini kaybeden bir masal gibidir. Yalandir..
Eger ola ki bana "Ask sadece masallarda soz konusu olabilir mi diyorsun?" sorusu ile gelirseniz, suphesiz benim cevabim "Icinde kadinlarin bulundugu bir denklemin sonucunun ask olamayacagini soyluyorum." olur.
Sinifta bu konuyu tartistigimizda bazi kiz arkadaslarimin beni yargisiz infazla sucladiklarini gordum. Kadin, sevmek icin degil, ait olmak icin yaratilmis, sadece belli bir amaci olan, katalizor tarzi bir yaratiktir. Bir erkekle iliskisinde, tum rolu, saglikli doller bulup insan irkinin devamini saglamak icin dogurmaktir. Bu islevini yerine getirdikten sonra da kosesine cekilip cocuguna bakar. Erkege karsi ilgisi azalir belki. Tum beyninin odaklandigi, programlandigi bu amacini gerceklestirmek icin cabalarken de, tum dis etkilerden korunmak icin erkeginin ona sahip cikmasini, onu sakinmasini, onu kollamasini arzular. Bu yuzden kadin sevgi veremez, cunku zaten programlandigi amaci icin butun hayatini feda ettigini ve cok buyuk bir ozveride bulundugunu dusunerek, hayatinin geri kalan butun kismini bencillik yaparak gecirmek arzusuyla doludur..
Muhtemelen, "Sana katilmiyorum, kadinlar da sever, asik olur, aci ceker, mutlu olur." diyeceksiniz.
Ask, sevgi, aci ya da mutluluk sandiginiz sey aslinda bencilliginizin, egolarinizin oksanmasi veya ihmal edilmesi ayirimidir. Bir telefonun basina gecersiniz ve size asik olan cocugun aramasi icin saatlerce beklersiniz, Eger aramazsa, mutsuz olur, aci cekiyorum dersiniz, Eger ararsa, sevinir, mutlu olur, asik oldum diye etrafta dolanirsiniz, ama tum bunlar bir erkegi elde edebilme oyunudur sizin icin. Aslinda erkegin duygulari degil, sizi arayip aramamasi onemlidir. Bu sizin icin bir oyundur ve sonucta bir oyunu kazanmis veya kaybetmis gibi hissedersiniz, ama o telefonu kaldirip , sevdiginizi iddia ettiginiz adami aramak, hatrini sormak, onu cesaretlendirmek veya onu mutlu etmeye calismak hicbirinizin aklina bile gelmez, cunku erkekler sizin icin sutlerini sagdiginiz inekler veya dolleri icin yetistirilmis damizlik bogalar gibidir. Hatta daha kotusu, sizin amaclarinizi gerceklestirmek icin yasayan sanal yaratiklardir. Onlarin insan olabilecegini; duygularinin, acilarinin, zor zamanlarinin, mutlu anlarinin, stresli donemlerinin bulunabilecegi aklinizin ucundan bile gecmez. Kadinlar sadece kendileri icin yasayan bencil yaratiklardir. Hayatlarinin bir doneminde birkac gun, nereden eser bilinmez, hadi biraz dusuncellik oyunu oynayalim derler ve erkeklerine insan gibi yaklasirlar ki bu da aslinda bir oyundur ve sonu genellikle kadinin sikilip adama tekmeyi basmasi ile biter. Kendinizi insanlarin gecici ve yalanci guzelliklerle aldatmayin. Ask hayal urunudur, insansa gercektir ve cirkindir..
Uzun bir aradan sonra yesil sahalara Dilara isimli formamla geri donuyorum :)
Bengü Cakmak
24-11-04, 12:14
Ya genco birsey demeyecektim ama duramadim gene... yani kadinlar bir süre sonra eslerini sevmiyorlar cocuklarina adiyorlar kendini falan demissin ama bence hic öyle degil.
Yani benim annem ve babam birbirlerini hala seviyorlar mesela... yada ne bileyim alakasi yok bence. Elbette bencil insanlar onda hemfikirmi seninle ama kadinlari bu sekilde göstermekde biraz bencilce gibi erkekler adina - yanlismi düsünüyorum? :)
PS: orhun kim o :) ben neden bilmiyorum :)
Aşk üzerine hıncal'ın cok güzel hikayeleri vardır;
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.
Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon..
Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..
O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa
görüyordu takımda..
Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha
hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini..
Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler..
Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..
Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı..
Belkide delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti..
Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi,
oda karşıya gitti..
Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark
etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..
"anladım"
der gibi bir gülümseyişti bu..
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü..
Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı
canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu..
Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında
oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok
hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır
olmuşlardı..
Bir defasında, yaptığına sonra kendiside günlerce güldü..
O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış,
gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi
koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı..
kız bu defa, iyice gülmüştü..
Karşısında, sözümona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı
görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.
Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde
hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir
şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu
çünkü.. Kaptan:
"tabi"
dedi..
"bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik
zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı"
diye düşündü delikanlı..
"Mutluluk işte bu.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı..
Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..
O ne heyecandı öyle..
Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar..
El sıkıştılar..
O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı..
Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı
ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı..
Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine,
onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu
el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın
en romantik şarkısı söylenirken o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın
en romantik şarkısıydı ya o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu
duyuyorduki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi
giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden,
incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..
Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu..
Kızın omuzuna değil..
Koltuğun üzerine..
Sonra kız arkaya yaslandı..
Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..
Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın..
Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı..
"sizi her maçımızda görüyöruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da
maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı..
Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü..
Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde
bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı..
Gece yarısı kalkan otobüse bindi..
Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başi boş dolaştı.
Salona erkenden girdi, en ön siraya tam servis köşesine en yakın yere
oturdu..
Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç
falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun..
Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler..
Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..
Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur
vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının
onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma
odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan..
Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız
"keşke orada olsaydın"
demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..
Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite
kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı.
Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe..
Söylemek istediği herşey bu dört satırda vardı sanki..
Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı..
Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için..
Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti.
"Bu sana"
diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan..
Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin
önündeydi gene..
Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları
yoktu. Yalnızdı..
Yaklaştığında işaret etti delikanlıya..
Gözlerine ınanamadı genç adam..
Onu yanına mı çağırıyordu yoksa..
Evet, çağırıyordu işte..
Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken..
"Sana bir şeyler söylemek istiyorum"
dedi kız..
Oda heyecanlıydı, belli..
"Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler..
Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel
tanıdığım birisi daha var. Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar
veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu
terketmem için bir sebep yok."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam,
hayatında başka kimse olmazsa, ara beni"
dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından..
Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne
çıkmadan..
Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o,
o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı..
Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi..
Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi..
Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi..
Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla
bekledi. Bazen öfkeyle bekledi..
Ama bekledi..
Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu..
İki dörtlüktü şiir..
İlki kıza verdiği..
Bir ikinçi dörtlük daha vardı o kadar..
O dörtlüğüde bir kartın arkaşına dikkatle yazdı..
Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..
Okullar kapandı, açıldı..
Aylar, aylar geçti..
Birgün delikanlı kızı aniden karşısında gördü..
"Günlerdir seni arıyorum"
dedi.
"Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse
yok!.."
"Yaa"
dedi delikanlı..
"Yaa"
dedi sadece..
Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip
çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı..
"Yaaa!.."
Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza..
"Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün"
dedi..
"Bu da sonu onun.."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan..
Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün
hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?.
Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili
yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O
sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi,
canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi
kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece
yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala
bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum..
Çünkü, delikanlı, bendim!..
HINCAL ULUÇ
Bu da ikincisi
Arkadaş.. Dost.. Sevgili..
İki insan arasındaki yakınlığı ifade eden üç sözcük bunlar..
Arkadaş.. Dost.. Sevgili.. Sizinkisi hangisi.. Çoğu zaman karıştırılır.. Hatta çoğu zaman bilerek karıştırılır..
"Yok canım sadece arkadaşız.." Konumuz başkalarını aldatmak için söylenen bu laf değil.. Konumuz kendi kendimizi aldatıp aldatmadığımız..
Birisini severiz.. Gerçekten severiz.. Ama nasıl severiz, niye severiz?.. Dostumuz mu, arkadaşımız mı, sevgilimiz mi?..
Çoğu zaman kendimiz bile yanıt veremeyiz bu soruya..
Oysa hiç şaşmaz bir ölçü var..
Zaman..
Ona nasıl zaman ayırıyorsunuz..
Bakın..
Yapacak bir şey bulamadınız.. Vaktiniz bomboş.. Telefon defterine bakıp birini arıyorsanız, bilinki o arkadaştır..
Kendinizi yalnız, çaresiz hissediyorsunuz.. Sıkıntıdasınız.. Başınız dertte.. Maddi olmasa bile manevi bir desteğe ihtiyacınız var.. Her neyse.. Özeti başınızı yaslayacak bir omuz arıyorsunuz.. O zaman ararsanız.. Onun adı, dosttur..
İki eliniz kanda.. Vaktiniz hem de nasıl dolu.. İşler, toplantılar, randevular, seyahatler, okul, berber, kuaför, terziler, daha aklınıza ne gelirse.. Kendinize ayıracak zamanınız yok.. İmkansız.. Bir saniye bile bulmanız mümkün değil..
Eğer birisi için imkansızı aşıyorsanız, eğer birisi için olmayan zamanı yaratıyor ve ona koşuyorsanız, kıymetini bilin.. O en güzelidir, o en harikasıdır. O muhteşemdir..
O sevgilidir..
Yaşamımda pek çok ilişkim oldu.. Ama birinin yeri ayrı.. Onun benzeri bir daha gelmedi.. Yıllar önce yazmıştım öyküsünü.. Yasemin'e "Bul da yeniden yayınlayalım bir hafta sonu" dedim.. Bulursa sıraya koyarız..
ODTÜ'lü..
Biz dört arkadaştık.. Sadece arkadaş.. Daha doğrusu o güne kadar ben öyle sanıyordum..
Ankara Kızılay'da köşe başında öbür üçüne rastladım.. ODTÜ'lü kıza "Sinemaya gidelim" diyorlardı ben yanlarına geldiğimde.. Kız "İmkanı yok.. Öğleden sonra final sınavım var" diye diretiyordu.. Şeytan mı dürttü bilmem.. Müthiş bir şımarıklık yaptım.. "Benim hatrım için gelmez misin" dedim.. "Senin için herşeyi yaparım.. Saat 2'de sinemanın önünde bekleyin" dedi, koştu gitti..
Üçümüz 2'de sinemanın önündeydik.. ODTÜ'lü yoktu. Bizimkiler güldüler.. "Sen de ne safsın, inandın.. Kızın final sınavı var.
Sınıf geçme kalma meselesi.. Nasıl gelir?.."
"Gelecek" dedim.. "Alın biletleri siz girin. Ben bekleyeceğim.."
Beni inandıran neydi onu da bilmiyordum o zaman.. Şimdi biliyorum artık..
Film başladıktan yarım saat sonra sinemanın önünde bir taksi durdu.. ODTÜ'lü indi..
"Bekleyeceğini biliyordum" diye bağırdı uzaktan.. "Bekleyeceğini biliyordum.."
Nefes nefese yanıma gelince anlattı.. "Final sınavına girmezsem bütünleme hakkım da olmayacaktı. Girdim, kağıdı boş verdim.. Hızla taksiye koşarken ayakkabımın topuğu kırıldı, önce yurda uğrayıp ayakkabımı değişmem gerekti. Bu yüzden geç kaldım.. Çok geç kaldım, ama senin beklemeyip sinemaya girmiş olacağın bir an aklımdan geçmedi. Bekleyeceğini biliyordum.."
İşte bu..
Sonra mı ne oldu?.. Ayrı hikaye.. 10 yıl önce okumuş olanlar hatırlarlar, o ayrı hikayeyi..
Bugün demek istediğim..
Sevgilinize sakın vakit yokluğundan şikayet etmeyin.. Vakit yokluğunu sakın ola özür yapmayın. Yapıyorsanız, sevgili değilsinizdir zaten!..
Sevmek o vakti yaratmak, sevmek o vaktin yaratılacağına inanmaktır!..
Biz ODTÜ'lü ile birbirimizi sevmiştik
Hıncal Uluç
Bu Hıncal'ı da çözemedimki ben, onu artık olduğu gibi kabul ediyorum :)
Vay be Hincalin ilk yazisi cok guzel gercekten..
Yanliz Ask gecicidir.. omur boyu asik kalamazsin yok boyle bisey.
Begeni ilk tohumdur
Ask gelip gecicidir
Sevgi Emektir
vBulletin® v3.8.2, Copyright ©2000-2012, galatasaray.to